of age - Türkisch Englisch Wörterbuch

of age

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

Bedeutungen von dem Begriff "of age" im Türkisch Englisch Wörterbuch : 3 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
General
of age adj. reşit
I am not of age.
Ben reşit değilim.

More Sentences
of age adj. ergin
of age adj. rüştünü ispat etmiş

Bedeutungen, die der Begriff "of age" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 150 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
General
age of consent n. rıza yaşı
types of old age n. yaşlanma türleri
age of consent n. rüşt
age of sexual maturity n. cinsel olgunluk yaşı
child above 7 but not of full age n. mümeyyiz
average age of women who bear their first child n. çocuk doğurma ortalama yaşı
age of majority n. erginlik yaşı
average of age n. yaş ortalaması
minimum of working age n. asgari çalışma yaşı
age of consent n. reşitlik
types of old age n. yaşlılık halleri
age of consent n. erginlik
age of enlightenment n. aydınlanma çağı
age of majority n. reşit olma yaşı
group of age n. yaş grubu
jewish coming of age ceremony for girls n. bat mitzvah
age of onset n. hastalık başlangıç yaşı
age of onset n. başlangıç yaşı
the best of its age n. çağının en iyisi
age of building n. binanın yaşı
age of maturity n. olgunluk çağı
age of maturity n. rüşt
age of rage n. öfke çağı
children up to three years of age n. üç yaşına kadar olan çocuklar
age of reason n. akıl çağı
age of retirement n. emeklilik yaşı
the age of discovery n. coğrafi keşifler çağı
age of consent n. ergenlik yaşı
age of technology n. teknoloji çağı
children under five years of age n. beş yaş altı çocuklar
problem of our age n. çağımızın sorunu
the age of aspirin n. aspirin cağı
age of gold n. altın çağ
age of man n. bugüne kadarki son iki milyon yıl
age of man n. kuaterner çağ
age of moon n. son yeniaydan beri geçen süre
age of mammals n. memeli hayvanlar devri
age of fishes n. devoniyen dönem
age of reptiles n. ikinci çağ
age of a tide n. güney pasifik okyanusundaki gelgit süresi
age of man n. dördüncü çağ
age of fishes n. devonyen
age of reason n. aydınlanma çağı
age of reptiles n. mezozoik çağ
age of mammals n. senozoyik devir
age of mammals n. senozoik çağ
age of uncertainty n. belirsizlik çağı
average age of women who bear their first child n. ilk çocuğun doğurulduğu ortalama yaş
average age of women who bear their first child n. ortalama ilk çocuğu doğurma yaşı
coming-of-age n. tanınma
coming-of-age n. reşit olma
coming-of-age n. olgunluğa ulaşma
coming of age n. reşit olunan yaş
coming of age n. önemli bir gelişme aşamasına gelinen an
coming of age n. reşit olma (töreni)
coming-of-age n. saygınlık kazanma
coming-of-age n. şöhret kazanma
be of age v. reşit olmak
come of age v. rüştünü ispat etmek
be of an age to marry v. evlenecek yaşta olmak
be of age v. rüştünü ispat etmek
come of age v. reşit olmak
come of age v. rüştünü kazanmak
be of age v. yaşı kemale ermek
come of age v. rüştünü ispatlamak
be of age v. rüştünü ispatlamak
be of a certain age v. yaşı kemale ermek
go blind at the age of ten v. on yaşında kör olmak
live to the age of sixty-eight v. altmış sekiz yaşına kadar yaşamak
live to the age of 95 v. 95 yaşına kadar yaşamak
reach the age of marriage v. evlilik çağına gelmek
reach the age of marriage v. gelinlik çağına gelmek
come of age v. yetişkinliğe adım atmak
come of age v. olgunlaşmak
of full age adj. reşit
of full age adj. yetişmiş
of the same age adj. yaşıt
of full age adj. ergin
of the same age adj. akran
of full age adj. ergen
of the same age adj. öğür
of full legal age adj. reşit
of full age adj. büyümüş
at the age of one adj. bir yaşında
at the age of adv. yaşlarında
from ten years of age upward adv. on yaşından itibaren
at the age of adv. yaşında
at the age of ... and below adv. yaş ve altı
at the age of ... and over adv. yaş ve üstü
over the age of 50 adv. 50 yaş üzeri
over the age of 50 adv. 50 yaş üstü
over 50 years of age adv. 50 yaş üstü
over 50 years of age adv. 50 yaş üzeri
Phrasals
come of age v. rüştünü ispatlamak
come of age v. reşit olmak
be of age v. rüştünü ispatlamak
be of age v. reşit olmak
Phrases
regardless of his age expr. yaşına başına bakmadan
Proverb
the age of miracles is past mucizeler geçmişte kaldı
the age of miracles is past mucizeler çağı geçmişte kaldı
age is no guarantee of wisdom akıl yaşta değil baştadır
Colloquial
come of age v. reşit olmak
Idioms
coming-of-age n. erginlik çağı filmi ya da kitabı
coming-of-age n. karakterin yetişkinliğe geçiş evresine odaklanan film ya da kitap
the grand old age of n. çok ileri yaş
the grand old age of n. ilerlemiş yaş
tender age of n. küçük/genç bir yaş
tender age of n. gibi genç/küçük bir yaş
tender age of n. gibi çok genç bir yaş
the golden age of something n. bir şeyin en iyi/başarılı dönemi
the golden age of something n. bir şeyin altın çağı
the sunny side of (an age) n. yaklaşık 30, 40, 50 gibi (dönüm noktası sayılan) bir yaşta
the tender age of (something) n. (belli bir yaş) gibi çok genç /küçük bir yaş
the sunny side of (an age) n. (dönüm noktası sayılan 30, 40, 50 gibi yaşlara) henüz gelmemiş
the tender age of (something) n. (bir yaş) gibi küçük/genç bir yaş
the sunny side of (an age) n. (dönüm noktası sayılan 30, 40, 50 gibi yaşlardan) biraz genç
at the ripe old age of (something) v. iyice yaşlanana kadar yaşamak
live to the (ripe old) age of something v. (70/80 vb) yaşına kadar yaşamak
live to the age of something v. (70/80 vb) yaşına kadar yaşamak
age out (of something) v. (bir şeyden) yaşlanıp/olgunlaşıp vazgeçmek
age out (of something) v. (yaşından veya olgunluğundan ötürü) bir gruptan veya sınıflandırmadan çıkmak
age out (of something) v. (bir şeyi) yaşlanıp/olgunlaşıp bırakmak
be (on) the right side of (an age) v. (belli bir yaştan) daha küçük olmak
be (on) the right side of (an age) v. yaşı …'dan az olmak
be (on) the wrong side of (some age) v. (belli bir yaşın) üstünde olmak
be (on) the wrong side of (some age) v. (belli bir yaşı) geçmiş olmak
be (on) the wrong side of (some age) v. (bir yaşın) üstünde olmak
be (on) the wrong side of (some age) v. (bir yaşı) geçmiş olmak
be (on) the wrong side of (some age) v. (bir yaştan) büyük olmak
live to the age of v. belli bir yaşa kadar yaşamak
live to the age of v. belli bir yaşı görmek
live to the age of v. … yaşına kadar yaşamak
of a certain age adj. yaşını başını almış
of a certain age adj. belirli bir yaşa gelmiş
of a certain age adj. gençliği solmuş
of a certain age adj. çok genç değil
of a certain age adj. belli bir yaşa gelmiş
somebody of a certain age expr. (belli bir) yaşa gelmiş
somebody of a certain age expr. (belli bir) yaştaki
of a certain age expr. belli yaştaki
(I haven't talked to you) in an age of years expr. yüzyıllardır (seni görmüyorum)
tender age of 17 expr. daha on yedisinde
at the tender age of… expr. küçük/genç bir yaşta
at the tender age of expr. gibi çok genç bir yaşta
at the tender age of expr. gibi genç/küçük bir yaşta
Speaking
above 45 years of age expr. 45 yaş üstü
above 45 years of age expr. 45 yaş üzeri
above the age of 50 expr. 50 yaş üzeri
above 50 years of age expr. 50 yaş üzeri
above the age of 50 expr. 50 yaş üstü